Ciddi İşler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ciddi İşler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ocak 2015

Suudi Kralı Candır Can


Geçmişte bugün Uğur Mumcu öldürüldü. 1993'tü. 22 sene oldu. Failleri tabii ki meçhul, bulamadık, ya da bulduk da sırtını sıvazladık. Göz yumduk. Unuttuk.

Yine bugün Gaffar Okkan öldürüldü. 2002'ydi. 13 sene oldu. Failleri tabii ki meçhul, bulamadık, ya da bulduk da sırtını sıvazladık. Göz yumduk. Unuttuk.

Başka günler de başkaları öldürüldü. Bizde hep öldü düşünen, konuşan, korkmayan.

Dün Suudi Arabistan kralı öldü. Bugün milli yasımız var. Sorsan adını bilmeyiz ama kesin mühim adamdır. İnanmayan beri gelsin, Ebrac El Beyt'i internette az kurcalasın, anlasın sıcacık ilişkilerimizi, Suudilerin bize olan sevgisini, sonracığıma inanç ticaretini, kutsala "saygı"yı. Veyahut açsın kralın Türkiye ziyaretindeki protokol krizlerini, cumhurbaşkanını ayağına getirmelerini çünkü malum buralar hep portakal tarlası, biz de muz cumhuriyetiyiz zaten. Bir de insan haklarına saygıları var ki, tadından yenmez. Güzel şeyler hep bunlar, bilmekte fayda var.

12 Ocak 2015

Fransa'nın Yol Ayrımı ve Biz Müslümanlar

I
Vurdular Fransız'ı. Tam da kalbinden. Hz. Muhammed karikatürlerini yayınladı diye Charlie Hebdo'dan. "Baskını İsrail yaptırtmışmış, Müslümanları kötülemek için Fransa planlatmışmış" gibi laflar komik. İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık bir röportajında güzel özetlemiş vaziyeti: "Bugün Türkiye'deki ortalama bir cemaatte mevcut din anlayışıyla eğitilen bir genç üç gömlek sonra IŞİD'cidir". Bunu dünyaya genellemek mümkün. Fazla komplo teorisi üretmeye gerek yok, uçlara çekilmeye müsait, din uğruna öldürmenin sevap olduğuna inandırılabilecek çok gariban var ortalıkta. Bizde dinsiz diye öldürülmedi mi Uğur Mumcu'lar, Bahriye Üçok'lar? Sivas katliamında "Allahsız kafirler" diye galeyana gelen, insanları canlı canlı yakan binler değil miydi? Burnumuzun dibinde binlerce IŞİD'ci, az ötede başka binlerce El-Kaideci yok mu?

Konuya döneyim, çok sevilesi insanlar değildir bu Fransızlar, ukaladırlar, dünyaları ben yarattım havasında gezerler. Ama yiğidi öldür hakkını yeme, bazı yönleri vardır ki takdir etmeden olmaz. Demokrasi olsun, ifade özgürlüğü olsun, bunlara sonuna kadar sahip çıkarlar. Charlie Hebdo baskını ve takip eden operasyonlarda saldırganlar hariç 17 kişinin ölümünden sonra dün Paris'te 1,5 milyon insanın "Je Suis Charlie" ("Ben Charlie'yim") diye sokaklara dökülmesinin bir nedeni bu. Çünkü o adam için aklındakini söyleyebilmek, eleştirmek bir yaşam tarzıdır, iliklerine işlemiştir, vazgeçmez.


Başka bir neden de korkmaları. Fransa'ya gittiyseniz ya da dünkü yürüyüşe göz attıysanız, tanıdık yüzler görmüşsünüzdür muhakkak. Politikacıları demiyorum, bizim insanımıza benzer yüzleri diyorum. Meydanın göbeğindeki heykelde Fransız bayrakları arasında iki Türk bayrağı vardı. Yanında Cezayir bayrağı. Onun yanında her milletten bayraklar. Fransızlarla omuz omuza bir sürü siyahi, Arap, Türk Müslüman vardı orada. Fransa'da büyük çoğunluğu göçmen 5 milyon Müslüman yaşıyor. O kadar iç içe geçmiş vaziyetteler ki bazı şehirlere gittiğinizde Fransız görmekte zorlanıyorsunuz, sokaklarda Arapça konserler dinliyorsunuz. Zamanında uyguladıkları ucuz iş gücü ve sömürge politikaları sebebiyle geçmişte yedikleri hurmalar bugün tırmalıyor. Fransa artık istese de bu insanları ayıklayamaz içinden. Bunun farkındalar. 11 Eylül sonrası dünyayı saran İslam karşıtı paranoya beraber yaşamayı kolaylaştırmıyor. Kendi küçük dünyasında yaşayan sarışın mavi gözlü Fransız, bir kesim basının da gazlamasıyla, sokakta kara kuru hele de sakallı bir adam gördüğünde hemen terörist yaftasını yapıştırıyor. Göçmenlerin suç oranının yüksek olması ve sıkça yaşadıkları asimilasyon problemleri de işleri hiç kolaylaştırmıyor. Sıradan Fransız korkuyor. Tam da katliamdan önce Michel Houellebecq "Soumission" (Teslimiyet)'i çıkardı. Kitap 2022'de bir Arap Müslümanın Cumhurbaşkanı seçilmesini ve sonrasında Fransa'yı bekleyenleri endişeli bir dille anlatıyor. İşte bunlar hep korku. Sağcı Front National lideri Marine Le Pen -ki kendisi yer yer aşırı milliyetçiliğe kaçar, mümkün olsa göçmenleri derhal sınır dışı eder- 2012 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde %18 oy aldı. Tabii biz %50'li oranlara, muhalefetsizliğe alıştığımız için fazla algılayamıyoruz ama "normal" demokrasilerde uç bir aday için çok yüksek bir oran bu. Ülkede tansiyon o kadar yüksek ki, yangına körükle gider endişesiyle Le Pen birlik yürüyüşüne davet edilmedi.

İşin ironik tarafı bu korkuya karşılık Müslümanlar da korku içinde. Üç-beş beyni yıkanmış yobaz yüzünden huzurları kaçacak korkusundalar. Baskını izleyen dakikalarda yardıma ilk koşanlardan birisi Drancy Camiinin imamıydı, adam çaresizlikle şunu bağırıyordu "Bunlar barbar, bunlar katil, Müslümanlık bu değil".

Fransa ve aslında tüm Batı dünyası ciddi bir yol ayrımında, önlerinde iki senaryo var:

22 Aralık 2014

Üstüne Para Vermek

Reza Zarrab'ın adamında yakalanan rüşvet paraları faiziyle iade ediliyormuş.
Yolsuzluğu üstüne para verip kapatan tek millet olarak tarihe geçmiş olabiliriz. Çok tatlıyız çok.

5 Ekim 2014

Tezkere ve Memleketin Beyin Ölümü

Ve bir tezkere daha geçer hayatımızdan. Sessiz sedasız. O kadar umursamayız ki dönüp bakmayız bile. Oysa ki her tezkere bir savaş ilanıdır. Gönderilen askerdir. Komşu bir ülkeye icazet almadan girmektir. Komşunun muhtemelen silahla karşılık vermesidir. Ve daha bir sürü şey.

1 Mart 2003'e dönelim. Irak için tezkere çıkarılacak, ABD adeti olduğu gibi ellerini fazla kana bulamadan başkalarını operasyonda piyon olarak öne sürüp, Türkiye'yi de askeri üs olarak kullanıp Saddam'ı devirecek. O zamanın Başbakanı Erdoğan tezkere çıkacak dedi. Oylama günü 533 milletvekilinden 250 ret, 264 kabul, 19 çekimser oy çıktı. Fakat gerekli olan 268 oylu salt çoğunluk yakalanamadı. Nasıl olduysa AKP fire verdi, ilk kez parti içinde Erdoğan'ın istediği olmadı. Zaten 13 yıllık AKP ileri demokrasisinde bir daha da vuku bulmadı böyle bir şey. Sonuç ne olursa olsun hepimiz tartıştık girelim mi girmeyelim mi, televizyonda gazetelerde aylarca yazıldı çizildi, kamuoyu savaşa girmenin bilincini yaşadı doya doya. Umursadık kısaca.

IŞİD'in Etki Alanı, Temmuz 2014
(işgal altındaki bölgeler ve şehirler kırmızıyla işaretli)
Bu sefer tık yok. Sanki başka ülkede oluyor oylama. Sanki bizim askerimiz değil oraya canını vermeye giden. Ulan sen Fransa mısın üç savaş uçağı göndereceksin Irak'a, Suriye'ye, tepeden beş bomba bırakacaksın, sonra operasyona katılmanın gururuyla çekip gideceksin? Senin Suriye sınırın 877 km, Irak sınırın 331 km. Toplam 1208 km. Kontrolü imkansız bir alan. Söylenene göre adam başı 50 dolara Suriye'den Türkiye'ye kaçak girebiliyorsun. Bunu yapabilen senin benim gibi normal insan. Adam keserek cennete gideceğine inanan, kana susamış, eli silahlı IŞİD teröristi kim bilir ne kadar kolay geçer o sınırdan, geçince de neler yapabilir?

Aylardır konuşuluyor, Türkiye IŞİD'in toplanma üssü oldu diye. Birçok ilde, ilçede beyin yıkama merkezleri kuruldu, insanlar çoluğunu çocuğunu

19 Eylül 2014

Ve İskoçya Bağımsızlığa Hayır Der

4,2 milyon İskoç seçmenden oy kullanan 3,6 milyonun %55'i Birleşik Krallık'ı tercih etti. Sıkı bir "evet" kampanyası yürüten bağımsızlık yanlılarıysa hüsrana uğradı.

Neden bağımsızlık?
Önce İskoçya'nın yapısını anlamak gerek. 1707'ye kadar bağımsız bir krallık olan, o tarihten itibaren ise İngiliz krallığıyla birleşen bir bölgeden bahsediyoruz. Dolayısıyla geçmişten gelen bir milli bilinç ve gurur var. Taraflar arasında yapılan anlaşmalara göre -sonuncusu Scotland Act 2012- İskoçya belli alanlarda Birleşik Krallık'a tabi; vergiler, savunma, sosyal güvenlik, dış politika, enerji, vs.
Buna karşılık bazı konularda bağımsızlar, bunların başında da hukuk, eğitim, sağlık ve tarım geliyor. Her ne kadar Kraliçe II. Elizabeth devlet başkanı olsa da İskoçya, vekillerini yerel seçimlerle belirlediği bir parlamentoya sahip. Hükümetin başında da kraliçe tarafından atanan bir başbakan var. Şu anki bölgesel başbakan Alex Salmond bağımsızlık kampanyasını yürüten kişi. İskoçya ayrıca Birleşik Krallık parlamentosunda da temsil ediliyor. Kendi bayrağı ve bir başkenti -Edinburgh- var.

Aman petrol, canım petrol
Uzun lafın kısası biraz özerk, biraz değil, durum karışık. Fakat dünkü referandumda tarihten gelen

9 Eylül 2014

Masal Saati

Beşiktaş'ın taraftar grubu Çarşı 35 adam ve 2 tabancayla darbe yapacakmış.
Lüks rezidans inşaatında, asansör katliamında can veren 10 gariban işçinin hesabı kesin sorulacakmış.
Türkiye IŞİD'in kafasını kafasını ezecek, çok pişman edecekmiş.

Mış mış da muş muş...
Aman sabahlar olmasın masalsı ülkemde...

5 Ağustos 2014

Hiçbir Şeyin Yazısı

Savaş kötü şey yazısı değil bu. Ama kötü şey.
Mini mini bebeler ölüyor yazısı da değil. Ama ölüyor işte.
Dünyanın çivisi neden çıktıyı yazmayacağım. Ama kendi pisliğimizde boğulduk, ağlayanımız yok.
Gazze'si, Nijerya'sı, Irak'ı, Afganistan'ı, orası burası, her yer kan gölü yazısı hiç değil. Ama bir yerlerde kan oluk oluk akıyor, kalan yerlerse kangren.
Ekseriyetle de din adına kafa kesiliyor hiç demeyeceğim. Ama ormanda yabani mantar toplar gibi kelle topluyor "müminler".
Ha bu arada iklim de değişmiyor zaten.

Demek ki neymiş? Bu hiçbir şeyin yazısı değilmiş. Saygılar.

"Barışı sevenler, savaşı sevenler kadar organize olmayı öğrenmeli". Martin Luther King Jr.

21 Temmuz 2014

Otoriteye İtaat - Milgram'dan Gazze'ye

Hastayız otoriteye. Sorsan mangalda kül bırakmayız, "yok efendim bana kimse istemediğim şeyi yaptıramaz", palavra tabii. Gizli gizli seviyoruz komut almayı, güdülmeyi. Zaten Başbakan höt dedikçe milletçe mest olmamızın akılla başka izahı olamaz.

1962 yılı. 2.Dünya Savaşı bitmiş, Nuremberg Mahkemesinde Nazi savaş suçluları yargılanmış, hemen hepsi "biz görevimizi yaptık, komutları uyguladık" savunmasına sığınmış. İşte buradan yola çıkarak Yale Üniversitesinden Stanley Milgram itaat üzerine şu deneyi yapmış:
Farklı sosyokültürel ortamlardan 40 denek seçilir, bunlara öğretmen rolü verilir. Yan odada bir öğrenci bulunur, kendisi aslında aktördür ama deneklerin bundan haberi yoktur. Denekler sorular soracak, her yanlış cevapta görmedikleri ama duyabildikleri öğrenciye bir düğmeye basarak elektrik akımı vereceklerdir. 15 voltla başlanır, her yanlışta 15'er volt artarak 450 volta kadar çıkılır. Tabii ki akım makım yoktur aslında ama denekler bunu bilmez. Verilen elektrik yükseldikçe öğrenci acı çığlıkları atar, kalp rahatsızlığından dem vurur, duvarları yumruklar. 135 voltta bazı denekler deneyi sorgulamaya başlasalar da bir şeyden sorumlu olmadıkları belirtilince devam ederler. Denekler tereddüt ettikçe yanlarında bulunan deney sorumlusu -otorite figürü- devam etmelerini söyler. Ve zorlanarak da olsa devam ederler. Çığlıklara rağmen hiçbir denek 300 volttan önce deneyi terk etmez. 40 denekten 26'sı 450 volta kadar çıkar. %65! Aynı deney farklı ülkelerde de denenir, ve bu oran yer yer %85'e ulaşır.
Milgram deneyinden çıkan sonuç; KİŞİLER, uygun ortam bulduğunda, otorite tarafından desteklendiğinde, SADİSTLEŞEBİLİYOR, AKIL ALMAZ ŞİDDET EYLEMLERİ GERÇEKLEŞTİREBİLİYOR.

18 yaşında eline silah tutuşturulmuş İsrailli çocuk askerlerin bilgisayar oyunu oynar gibi Gazze'de çoluk çocuk demeden insanları patır patır vurması; Hamas'ın da akça pakça bir oluşum olmaması, otoriter yönetimiyle Filistinlileri canından bezdirmek bir yana yeri geldiğinde kendi halkını canlı kalkan olarak kullanması; ölen Filistinlilerin yasını

25 Mayıs 2014

Alevi Mi? Vurun Kellesini.

Alevi değilim ama Aleviyi severim... Sevilmeli, sevilsin.
Zira kendileri ekseriyetle dürüst, ahlaklı, temiz, çalışkandır. Kadına kıymet verir. Damarına basılmadıkça etliye sütlüye karışmaz, huzur içinde yaşayıp göçüp gitmek derdindedir. Alnının çatına zülfikar çizdirip asıp kesen psikopatlar bir yana, adam gibi adamdır pek çoğu.

Müslümanlığın, inancın kantarı sende ya, dinsiz diye yapıştırırsın yaftayı, çünkü bir doğru seninkidir. Alevinin ibadetini ibadetten saymaz, hatta şer yuvası olarak görürsün. İçin öyle bir fesat, öyle bir karadır ki, kafanda kadınla erkeği ancak malum iş için yan yana getirebilirsin.
Evini işaretler, camlarını taşlatırsın ki mahallede barınamasınlar. Mahallede barındırtmadığın gibi kaçıp göçtüğü yerde can güvenliği, iş, aş sağlamazsın. Sivas katliamına hiç bağlamayacağım, ama istesek güzel bağlanır.
Haksızlığa dayanamaz bazıları çıkar seni protesto eder. Protestoda mı öldü, kesin "terörist, dinsiz, provokatördür, layığını bulmuştur". Korku senin iliklerine öyle bir işlemiştir ki ölüye bile saygın yoktur, bırakmazsın cenazesi huzur içinde kalksın, insanlar acısını yaşasın.
Devlet eliyle vatandaşı evinde, memuru işinde, hakimi mahkemede, bacak kadar çocuğu da okulunda Alevi

15 Mayıs 2014

İmza Kampanyası #SomaSonOlsun

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi'ni ısrarla imzalamayan Türkiye için buyrun imzaya: 
İmza Kampanyası

Alıntıdır:
*3 Mayıs günü bu kez Soma'da karşımıza çıktı karanlık. Soma'da yaşanan, yüzlerce insanın hayatını kaybettiği, yakın tarihimizin en büyük maden faciası ilk değil ama son olmasını sağlamak bizim elimizde. 
Türkiye 19 yıldır masada duran, Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO) 176 numaralı "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi"ni imzalasın ve karar TBMM tarafından onaylansın. 
Soma'da yaşananların son olması, bir daha hiçbir madende böyle faciaların yaşanmaması için Türkiye'nin "Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi" şart. 
Bianet'ten Elif Akgül'ün haberinde verdiği detaylara göre, sözleşme maden işletmesi sahiplerine ve hükümetlere önemli sorumluluklar getiriyor.
1995 tarihli sözleşmeyi 26 ülke imzaladı. 4 Haziran 2014'te Fas’ta, 19 Temmuz 2014'te de Rusya’da yürürlüğe girecek olan sözleşmeyi ise Türkiye imzalamıyor.

14 Mayıs 2014

Çizmelerimi Çıkarayım, Sedye Kirlenmesin

TDK'ya göre
Kaza: istem dışı veya umulmayan bir olay dolayısıyla bir kimsenin, bir nesnenin veya bir aracın zarara uğraması
Cinayet: Adam öldürme veya adam öldürme derecesinde ağır suç

29 Nisan 2014. Mecliste Soma'yı araştırma önergesi CHP, MHP ve BDP'nin evet oylarına karşılık, AKP'nin hayır oylarıyla reddedilir.
13 Mayıs 2014. Trafo patlar. Yangın çıkar. İçeride mahsur kalan 200'den fazla işçi yana yana, boğula boğula ölür.
Kaza mı? Hadi lan ordan...
Allah bizi "kaza"lardan değil, vicdan yerine cüzdan taşıyan politikacıdan, rüşvetçi "yetkili"den korusun.
Şimdi biri çıkar "kader, kısmet, Allah'ın takdiri, fıtrat" der, iki günah keçisi seçilir, suç onlara atılır, sen sağ ben selamet yola devam.

Şu an milyonlarca insan gibi içim yanıyor. Hiç tanımadığımız yüzlerce cana ağlıyor, yüzlerce cana dua ediyoruz.

Madenden yaralı kurtarılan işçi "Çizmelerimi çıkarayım mı? Sedye kirlenmesin" dedi... Bu cümle her aklıma düştüğünde gözlerimden yaş geliyor. Ne diyelim şimdi biz o kirli çizmeli, tertemiz yüreğe?

11 Mart 2014

Berkin Ölür. Dünya Döner.

Polis destan yazar. Berkin komaya girer. Berkin 15 yaşında 16 kiloya düşer. Berkin ölür. Dünya dönmeye devam eder.
Ali İsmail ölür. Dünya döner.
Abdullah, Ethem, Mehmet, Ahmet ölür. Dünya döner.
Tetiği çeken de, çektiren de çıkıp özür dilemez, başsağlığı dilemez, yalandan bile olsa "bu işin peşindeyiz" demez, sorsan adını bile bilmez. Ağzından 'Allah'ı düşürmeyen insan kılıklı mahluk "oh olsun" der. Adalet yine yeni yeniden ölür. Dünya döner.
Devlet büyüklerimize zeval gelmesin yeter, biz gerekirse ölürüz.

Bugün de ölmedik çok şükür. İçimizde çok şey öldü ama biz sağız.

10 Şubat 2014

Demokrasi Bize Neden İki Beden Büyük?

Mazur görün ama alışmamış kıçta don durmazmış. Demokrasi de bir türlü olmuyor üstümüze, eğreti duruyor, bir tarafı kapatınca öbür taraf açıkta kalıyor. Uzun süre de yıldızımız barışacak gibi görünmüyor.

Bizim vatandaşa sorsan dört senede bir sandık başına gidip oy vermek kafi, bazen onu bile çok görüyor. Bilmez ki oy vermek işin sadece başıdır. Bilmez ki temel hakları vardır. Bilmez ki o oya da, haklara da sahip çıkmak gerekir. Bilmez ki İngiliz, kralının yetkilerini kısıtlayan Magna Carta'yı 13. yüzyılda yazmıştır. Bilmez ki elin Romalısı 2000 sene evvel güçler ayrımını bulmuştur. Bilmez ki Montesquieu 1748'de bunu zihinlere öyle bir yerleştirmiştir ki yarım asır sonra bu ve benzer fikirlerden yola çıkarak Fransa'da halk ihtilal yapmıştır. Bilmez ki yargı-yasama-yürütmeyi birbirinden ayıran kuvvetler ayrılığı laf kalabalığı değildir. Tarihte örneği çoktur, ruh hastasının teki iktidara gelirse aklına eseni yapamasın, kontrol mekanizmaları olsun diyedir. Bilmez ki adalet sadece bir kadın ismi değil, insan gibi yaşamanın güvencesidir. Bilmez ki demokrasi de bir kültürdür. Bilmez de bilmez işte. Bilmediğini bile bilmez.
Bilmez çünkü bu haklar için mücadele etmemiş, kafa yormamış, canını vermemiştir.
Bilmez çünkü karnını doyurmak, fazla da sesini çıkarmamak gibi hep başka öncelikleri olmuştur. Zamanının ve toplumunun çok ilerisinde bir lider ona hediye etmiştir bunları. Kıymetini bilmeyi bırak hala sindirmek için debelenir. Oyu veren bunları bilmeyince oyu alan da seçilmenin bildiğini okumak demek olmadığını bilmez, derhal gözü döner, hakkı hukuku askıya alır.
Osmanlı ahalisine 'tebaa' denir. Tâbi olmaktan gelir, kişi padişaha aittir, saray mutfağındaki kevgirden farksızdır. Kalk sen tebaa olmak genetik kodlarına yüzyıllar boyunca işlenmiş adama "kardeş sen milletsin, hakların var, özgürsün" de. Kalk sen nüfus sayımında köydeki davar kadar ehemmiyeti olmayan kadına 80 sene önce oy hakkı ver. Ne zorun var? Tersine, aptallaştırılan, cahil bırakılan bir toplumu yönetmek kolaydır, vur kafasına al lokmasını.

4 Şubat 2014

Ali

Bir anne "Ali'şimi dövdüler, tekmelediler. Çok acı çekti yavrum. Keşke kurşunlasalardı oğlumu." diyorsa, o acının tarifi yoktur. Karşısında susulur. Utançla.

2 Şubat 2014

Yerli Malı Yurdun Malından Tercih İlüzyonuna

"Yerli malı yurdun malı herkes onu kullanmalı". Daha mini minicikken, saf temiz duygularla, kimimiz Ayaş domatesi, kimimiz Amasya elması olmuştuk yerli malı haftasında.
Engin iktisat bilgime dayanarak söylüyorum, yerli malı falan yalan, yok öyle bir dünya. Artık yok. Hele hele bizim gibi az gelişmiş (uluslararası jargonda kabul gören yumuşatılmış ifadesiyle 'gelişmekte olan') ve her şeye bağımlı ülkeler için. Küreselleşmesiyle olsun, gümrük birlikleriyle olsun, Uluslararası Ticaret Örgütüyle olsun, dünya birkaç çok uluslu firmanın tekeline girmiş de ruhumuz duymamış. Hızlı tüketim sektörü bunun en çarpıcı örneği. Sen yerel üretici olarak, istediğin kadar iyi niyete, parlak fikre, üç kuruşluk sermaye ve çoğu zaman lafta kalan devlet teşvikine sahip ol, o devlerin pazarlama ve dağıtım gücüyle mücadele şansın sıfıra yakın. Zaten bu devler ligi oyuncuları, potansiyeli olan her yerel firmayı parası neyse bastırıp satın alıyor. Dünyada neredeyse her şeye sahip 10 şirketin grafiğini çıkarmışlar, 45 dakikadır inceliyorum hala "yuh bu da mı bunların" şaşkınlığını üzerimden atamadım. Erikli'yi, Hacı Şakir'i bile ele geçirmişler. Pazar büyüyor görünüp, aynı oyuncular arasında pay ediliyor, buna da afilli bir isim bulmuşlar: 'konsolidasyon'.


Konsolidasyon sadece tüketim ürünlerinde değil, medya, elektronik, bilişim, her alanda. 1983'de Amerikan medyasının %90'ı 50 firma tarafından yönetilirken, 2011'de 6 firma kalmış. Türkiye'de de durum farklı değil, biraz kurcaladığınızda medyanın taş çatlasa üç dört büyük ailenin kontrolünde olduğunu fark ediyorsunuz.

19 Ocak 2014

Uyusun Da Büyüsün Memleketim

Dünden bugüne...
Aziz Yıldırım'ın şike cezası Yargıtay tarafından kısmen onandı, kendisine hapis yolu göründü.
Mustafa Sarıgül'ün mal varlığına el konuldu.
Koşar adım çıkarılmakta olan internet düzenlemesini (kimi ülkelerde sansür olarak da bilinir kendisi) protesto edenlere polis tatlı tatlı müdahale etti.
Suriye sınırında, içinde ne ve kimler olduğu belirsiz TIR'lar savaş yollarında cirit atmaya devam etti.
Nejat İşler yoğum bakıma alındı (tez zamanda iyileş emi ey güzel insan).
Hrant Dink 7. kez anıldı.
Yağmur yine yağmadı.

Konuştuk, çok konuştuk ama en çok konuşmamız gerekeni konuşmadık. Yolsuzluk operasyonu sümen altı edilirken, sormamız gereken soruları da hesabı da soramazken... Parsayı babalar toplarken, onları savunmak 803,68TL'lik asgari ücrete çalışan ahaliye düştü, o da ikiletmedi tavrını koydu: "çalıyorsa benden çalıyor" diyerek insanlığın tüm umutlarını söndürürken...

Uyusun da büyüsün güzel memleketim.

8 Ocak 2014

Tutuşanlarla Tutuşturanlar

Emniyette-yargıda-bakanlıklarda binlerce kişinin yerini değiştirmeler, görevden almalar, engellenen soruşturmalar, karşı suçlamalar, apar topar mevzuat değişiklikleri, bağıra çağıra tehditler, 11 küsur yıldır alışıldık "mağduruz" edebiyatı, basına zaten daimi sansür...
Birileri fena tutuştu.
Demek ki örtbas edilmesi gereken pislikler o kadar çok ki tüm devleti yorgan misali ters yüz etseler ancak örtülecek. Ya da devlet birkaç ay kepenkleri kapatsın, devletimizle paralel devletimiz uzun eşek oynayarak karar versin memleketi kimin yöneteceğine. Münasip bir yastık bulunur elbet. Kaybeden, fonda "beraber yürüdük biz bu yollarda" şarkısı, gözyaşları eşliğinde sahneyi terk etsin. Biz kimsesiz garibanlar da, kaderimiz ne olacak diye melul melul bir oraya bir buraya bakmayalım, çekirdek stokları tükeniyor.

24 Aralık 2013

Durum Özeti: "Bok İçinde Kaldı Ortalık"


Bu yazı burada bi dursun, ortalık şu an karışık, ileride lazım olur.

17 Aralık 2013. AKP iktidarındaki en ciddi yolsuzluk ve rüşvet operasyonu başlar. Üç bakanımızın evlatları, Fatih Belediye Başkanı ve Ali Ağaoğlu, Reza Zarrab gibi iş bilir işadamları, toplam 91 kişi, gözaltına alınır. İddialar arasında dudak uçuklatan rüşvetler, imar usulsüzlükleri, vs. bulunur.

18 Aralık. Gözaltındaki Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan'ın evinde ayakkabı kutusu içinde 4,5 milyon dolar bulunur. Hayırseverlerden yerine ulaştırılmak üzere toplanan bağışlar!

18 Aralık. İçişleri Bakanı Güler'in oğlunun evindeki aramada çekildiği iddia edilen fotoğrafta yatak odasında aksesuar olarak para sayma makinesiyle bolca para vardır. AKP destekçileri paraların polis tarafından konulduğu iddia eder. Bu arada soruşturmayı yürüten savcı ve polislerin kendi emri altında olmasını yadırgamayan İçişleri Bakanı istifayı gerekli görmez, koltuk kıymetlidir.

18 Aralık. Adalet Bakanlığının talimatıyla soruşturmaya acilinden iki savcı daha atanır.

18-24 Aralık. Emniyet teşkilatında adam asmaca oyunu başlar. Ankara, İstanbul, İzmir, her yerde şube müdürleri, daire başkanları üçer beşer görevden alınır, yer değiştirilir. İlk hafta zaiyatının yaklaşık 150 amir, 400 polis memuru olduğu söyleniyor. İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın'ın da kellesi vurulur, yerine atanan Aksaray Valisi Selami Altınok Başbakan'ın uçağıyla İstanbul'a yetiştirilir.

19 Aralık. Hükümet kanadından ilk açıklama Arınç'tan gelir. Laf kalabalığı arasından çıkardığım sonuç; bu işten dış mihraklar, Geziciler, Ümit Yaşar Oğuzcan'ın şiirindeki Ayten veya kayıp balık Nemo sorumlu olabilir. O kadar ikna ediciydi ki bir an acaba, dedim, ben yemiş olabilir miyim paraları.

17 Aralık 2013

Mortal Kombat - AKP vs. Cemaat

Bildiğimiz iktidar mücadelesi.
Dark side vs. öbür dark side.
Epeydir süregelen ve dershane mevzusuyla tavan yapan gerilim sonunda patlak verdi. Şu an için skor: Hükümet 0 - Fethullah Gülen 1. Hem de deplasmanda. Heyecanla izliyoruz. Gençlerimizde Gezi olaylarındaki gibi bir zeka patlaması, sosyal medya esprilerle sallanıyor. AKP yandaşı medya beklenen üzere sus pus. Muhalefete bayram.
Hepimiz bir şeyden adımız gibi eminiz, ayyuka çıkan yolsuzluklar buz dağının görünen kısmı, kimbilir daha neler dönüyor. Neticede "beraber yürüttük biz bu yollarda" (sosyal medyadan alıntıdır). Normal ülkelerde bu tarz skandallar birilerini koltuklarından eder ama haşa, bizim kıymetli büyüklerimizden böyle bir beklentimiz yok. Başbakanın çıkıp "bakanlarımı yedirtmem" diye diklenmesi ve operasyonu yürütenleri görevden alması an meselesi diye tahmin ediyorum.
"Bağımsız yargı" ve onca devlet mekanizması dururken bu pisliği ortaya çıkaranın, AKP'ye aba altından sopa gösteren, aşırı güçlenmiş bir cemaat olması da düşündürücü.